İnceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

EVIL DEAD : Kötü Ruh

,


 Kötü Ruh


ben 2009 'dan itibaren korku filmlerinde bir yeni bir dönemin girdiğini düşünüyorum. Her ne kadar konular birbirine benzese de korku filmlerinin kendilerine has bir ayrıcalıkları vardır.

Şahsen ben ülkemizde çekilen korku filmlerinin hep aynı olduğu düşünmüşümdür. Bundan rahatsızlık duyarak. Ancak bir süre sonra öz eleştiri yapınca korku filmlerimizin hepsini izlediğimi ve ayrı ayrı hepsinden çok korktuğumu fark ettim. Ülkemizde kendimize has olaylardan yapılan korku filmleri beni yabancıların korku filmlerinden daha çok korkutuyor açıkçası.


Bunun şöyle bir açıklaması var : Kültür. Evet kültür bence korku filmlerinde öncül koşul. Bize en korkunç zombi filmlerini, şeytan çıkarma filmlerini getirin bir  " Musallat " kadar korkmayız. Çünkü kültürümüzde zombi denen bir varlık yok ama ismini bile anmadığımız üç harfliler mevcut. Çok korkmamız bundandır. Ve fark ettim ki korku filmlerinde başarılıyız."Üç Harfliler Madrid " hariç.

Mesela jopanlarında kendilerine has korku filmleri vardır. Halkayı örnek verebiliriz. Bu filmde ve japon korku filmlerinde daha çok gölgeler ve karanlıklar ön plandadır. Halkanın orijinal halini izleyince bunu daha iyi kavrayacaksınız.

Konu çok dağıldı. Dediğim gibi son yıllarda korku filmlerinde başka bir boyuta gidiliyor. Buda "paranormal activity" ile başlıyor.Bu değişimden kast ettiğim çekim teknikleri. Yani daha gerçekçi çekiliyor.


Dün izlediğim " Kötü Ruh " filminde de böyle bir çekim mevcuttu. Yani daha gerçekçi çekilmişti. Karanlık çok iyi kullanılmış ve oyuncu mimikleri çok ön plandaydı.

Zaten " Kötü Ruh " başarılı bir filmdi. 1983  yılında ABD'de çekilmiş eski bir korku filmiydi. Şimdi ise 2013 versiyonunu izliyoruz.


Konu olarak klasik ama çekim, ses, görüntü oyuncu yönlerinden ben tam not verdim filme.



Zaten korku filmi bir hobidir. Herkes seyredemez. Ama bence zevkli bir iştir. İzlemelisiniz. Bu filmle başlaya bilirsiniz. Şimdi fragmanına bir göz atalım.


ZAMANA KARŞI




ZAMANA KARŞI

2011 yapımı bir Amerikan yapımı filmdir. Türü bilim-kurgu diye geçmektedir. Bence macera türüne daha yakın bir film.

Gözü kapalı izleyebileceğiniz inanılmaz bir film. Konusu itibari ile senarist Andrew Niccol  bolca Türk filmi izlemişe benziyor. Neden diye soracaksanız. Şöyle açıklayayım: filmde zengin kız fakir oğlan var ve bu fakir oğlan zengin kızın ailesinin seviyesine gelerek öç alıyor. Filmin sadece Amerika'dan aldığı özelliği ise Amerika'daki fakir oğlan dünyada eşitliği sağlıyor. Yani dünyayı kurtarıyor. Amerikan hayalperestliği  işte ne yaparsın.




Ancak filmi böyle cıvık anlattığıma bakmayın. Konusuyla , oyuncularıyla, çekimi ve efektleri ile hatta verdiği mesajı ile süper bir film. Ben mesajını beğendim. Ayrıca mesajın veriliş şeklide biraz farklı işte güzel olanda bu yanı. Aslın güzel filmlerin hepsi öyle değil midir? Konu hep aynıdır ancak anlatılış tarzı farklıdır.Mesajı ummadık şekillerde bize verir. Bu filmde bu tanıma tıpa tıp uyuyor. İzlenmeli bence. Ama yönetmene tazminat davası açılmasından yanayım. Bizim yarım asırlık yeşilçam filmlerinin konusu almış.

Hele başrol oyuncusu Justin Timbarleke'nin fakirlikten dolayı annesinin hayatını kaybetmesi aklıma hemen Emrah ile Oya Aydoğan'ın " Küçük Emrah " filmlerindeki sahnelerini getirdi.




 Ancak filmde şöyle enteresan bir durum var. İnsanlarının kollarında hayatlarının geriye kalan zamanlarını gösteren saatler var. Bu saatlerdeki zamanı vererek yaşamlarını geçindiriyorlar. Bu saatlere çalışarak zaman ekleyebiliyor ve yaşamlarını uzatabiliyorlar. Ama dünya adaletsiz bu filmde de. Zenginler çok ayrı mekanlarda yaşıyor ve kollarındaki zaman onların sonsuza kadar yaşamalarına imkan tanıyor. Ama zamansızlıktan ölen binlerce kişide var fakir malikanelerde. Bir film kronolojiyi bu kadar iyi kullanabilir.


Şimdi bu güzel filmin fragmanına göz atın beğenirseniz filmi de izlersiniz.



JUNO



JUNO

 2005 yılında ABD 'de  gösterime giren film komedi türündedir. 2007'de de Türkiye'de gösterime girmiştir.
Gösterime girdiği yıl bir çok ödüle laik görülmüştür. En iyi senaryo, en iyi yönetmen, en iyi kadın oyuncu ödülleri ağırlıklı olarak alınmıştır.


Ancak en iyi kadın ödülünü sonuna kadar hak eden bir film Ben sadece komedi türüne ait olduğunu düşünmüyorum . Film de drama daha ağırlıklı.

Konusu 17 yaşındaki bir kızın yaşıtı olan bir çocuktan hamile kalması ve bu çocuğun peşinde çocuk sahibi olamayan zengin bir ailenin olması. Kızın yaşadığı binlerce zorluk filmde konu edinilmiştir. Ben bu filmi iki kere izledim bir daha izleye bilirim.



 Aslında dünyada da Türkiye'de de çokça yaşanan bir olay . Ama ülkemizde bedeli daha ağır ödeniyor. Bu filmden sonra bu tür haberler gazetelerde yayımlanınca " Juno " diye bir film vardı cümlesi eklenir oldu.


 Bence hepimizin bu filmi izlemesi lazım  ve bu durumdaki insanların yerine koymamız lazım kendimizi ... Empati yaparsak daha ılımlı davranırız. Hayat bu aynı sınavlardan yarın öbür gün bizimde geçmeyeceğimiz ne malum ?

 Şimdi sizi bu güzel filmin fragmanı ile baş başa bırakıyorum.


HANGOVER 2



Hangover 2


Bu hafta önerdiğim filmler komedi ağırlıklı oldu. Ama okullar , üniversiteler kapandı, tatil planları yapılıyor . Biraz gülmeye ihtiyacımız var. Çok zor bir kış, yıl geçirdik. Hala da geçiriyoruz ama ayrı bu. Gezi parkı olayları da dindi. Şimdi eğlenelim , gülelim ve güzel bir yaz geçirelim.

Hangover 2  2011 yılında yayınlanmış , hasılat rekorları kırmış ABD yapımı bir komedi filmi. Filmin birincisi de ikincisi de izlenmeli. Eğer komedi seviyorsanız bu filmler arşivinizde bulunmalı. Filmde bir grup arkadaşın , dört kişi, evlendikleri zaman bekarlığa veda partileri anlatılmaktadır.Ancak sorun şudur ki ; bu arkadaşların her bekarlığa veda partisinde başlarına çok trajikomik olaylar gelmektedir.





 İlk filmde Los Engeles 'de yapılan bir bekarlığa veda partisi ve olaylar zinciri, ikincisinde ise Hong Kong'da yapılan bekarlığa veda partisi ve olaylar zinciri. Olay zinciri derken kast ettiğim basit bir şeyler değil. Bu arkadaşlar gittikleri her yeri birbirine katıyor. Özellikle Hong 'da resmen polislerle bile çatışıyorlar. Biraz espriler belden aşağı olsa da gülmeden duramayacaksınız.





 Bu resmini paylaştığım adam. Sayın Zach Galifianakis en komik karakter. Hatta bir şey yapmasa da bakışları ile bile güldürebiliyor. En çok beni filmde bu karakter güldürdü. Çok başarılı bir oyuncu. Belden aşağı esprilerin bir çoğu bu arkadaşa ait.


Ancak bu hafta size önerdiğim en komik komedi filmi "Hangover 2 " olduğunu söylemek isterim. Bu filmin ikincisini izlemeden önce birincisini de izleyin. Çok beğeneceksiniz . Hatta üçüncüsü ne zaman çıkacak diye soracaksınız. Bu soruyu soranlara cevabım şuan vizyonda isteyen izleyebilir. Gişede hasılat rekorları kırmaya devam ediyor. Film bende bir an önce üçüncüsünü izleyeceğim. Fragmanı izleyin sizi zaten ikna edecektir. İyi seyirler ....





Korkunç Bir Film 5




Korkunç Bir Film 5


  Bu ekip en başta absürt komedide çok başarılılar. Ben bu seride 3 ve 4. filmleri hepsinden ayrı tutarım. En önemlisi dünyada başarılı korku filmleri ile bu derecede dalga geçecek bir ekip yok . Dünyada gişe rekorları kırmış, popüler korku filmlerini tiye alan ve başarılı olan bir ekiptir.


Bu ekibin içinde çalışmak çok isterdim. Ayrıca sadece başarılı korku filmleri ile değil , filmi çektikleri dönemlerdeki televizyon programlarını ve sosyal medyada patlama yaratan videoları da konu almaktadır. Dünya starları da bu ekipten payını almaktadır.


Serinin beşinci filminde ise paranormal activity filmi ile ilgili espiriler yapılıyor. Paranormal activity gişe rekorları kıran bir korku filmi. Ama ben korkunç bir film 5 'te bu filmi daha çok sevdim açıkçası. Ayrıca bu seride bazı dünya starları da filmde yer alıyor.Oyuncular yine aynı genel olarak ama başrol oyuncusu değişmiş. Ayrıca filmde oynatılan çocukların oyunculuk başarısına diyecek yok.

Eğlenceli bir gün geçirmek istiyorsanız. Bu hafta size Korkunç Bir Film 5 ' i şiddetle tavsiye ederim.




GAMER : Yeni Medya Araştırması Yapanlara Tavsiye


GAMER


Bugün sizlere muhteşem bir filmden bahsedeceğim. Bu film sadece bir film değil. Birçok sosyal soruna el atan , inanılmaz bir mesaj veren bir film. Gamer 'in yönetmenliğini Mark Neveldine, Brian Taylor yaptığı başrol de 
Gerard Butler, Amber Valletta oymadığı sosyal konulu bir film.





            Filmde iki tane oyun üretiliyor. Ancak bu oyunların oyuncuları gerçek insanlar. Bu oyunları üreten ise çok zeki bir bilişim uzmanı. Bu oyunlarda ölüm kararı çıkmış mahkumlar ve para kazanması gereken alt sınıftan insanlar yer alıyor. Birinci  oyun silahlı çatışma oyunu , bu oyunda hükümlüler birbirleri ile bir alanda çatışmaya giriyor ve sona kalan mahkum serbest bırakılıyor. Diğer oyunda sosyal hayat adlı bir oyun . Bu oyunda insanlar kendilerini yöneten insanlar ne yapıyorsa aynısını oyunun içinde yapıyorlar. İki oyunda da oyuncuları yöneten insanlar var. Bunlar büyük paralar verip gerçek insanları istedikleri gibi yönetebiliyorlar. Beyinlerine bir sıvı ekleyerek aralarında bir bağ kuruluyor. Daha fazla anlatmak istemiyorum . Bence herkesin izlemesi ve ders alması gereken bir film. Oyunculardan birinin bu oyunu bozmak için verdiği uğraş anlatılıyor.Filmin bu olaylara bakış açısı çok farklı ama akıllıca. Ayrıca izlemekten çok keyif alacağınız güzel bir film.







Bu filmi medya okuryazarlığı dersimizde de tartıştık. Hocamız hepimizin izlemesi gerektiğini söyledi. Gerçekten son yıllardır özellikle teknolojinin hızla geliştiği yıllarda sosyal sayfalar , online oyunlar, siteler büyük sorunlar yaratmaya başladı. İnsanları daha çok yalnızlığa sürüklerken, karakterlerini de  fiziklerini de etkilemeye başladı . Gerçekten bilgisayar başında çokça vakit geçiren çocuklar daha çok kilolu ve agresif oldukları görülüyor. Çevremizde de bir çok örneği ile karşılaşıyoruz. Bu sorunlar 2000'li yıllarda soğan çocuklarda daha fazla görülür. Biz 90'lı yıllardaki çocuklar ise sokak kültürünü , havasını aldık şükürler olsun ki. Ancak bilişim çağı çocukları büyük bir tehlike altında. Bu konuyla ilgili binlerce örnek verebilirim. Anne ve babaların çok bilinçlenmesi gerekir ve annelerin çocukları elektronik dadılara teslim etmemeleri gerektiğini öneririm . Filmin konusunun çok dışına çıktım. Ama bu sorunlara değinmeden edemeyeceğim. Filmi çok iyi izlemenizi ve iyi analiz etmenizi öneririm.




 Şimdi filmin fragmanını izleyin. Eğer yeni medya araştırmaları yapacaksanız bu filmi de araştırmanıza ekleyin derim.



Yeni Akım : Masallar'dan Beyaz Perdeye

                                   


              Bugünkü yazımda konuyu başlıkta özetledim aslında. Artık yeni ve güzel bir akımın sinemada doğduğuna inanıyorum. Herkesin bildiği masalları , destanları fantastik bir şekilde beyaz perdeye sunuyorlar. Bence beyaz perde için muhteşem bir akım . Yeni bir akım çünkü genelde sinema edebiyatta romanlardan beslenirdi. Hatta ülkemizde romanlardan diziler oldukça fazla. 


                 Bu akımın en güzel örneğini 2012 haziranında " Pamuk Prenses ve Avcı " adlı sinema filminde gördük. Bildiğimiz pamuk prenses ve avcı filmini macera dolu bir hale getirerek sundular. Gerçekten her izleyenin beğendiği çok başarılı bir film oldu. Bende çok beğendim. Heyecan doluydu , her sahne çok yüceleştirilmiş. Müzikte filmle çok uyumluydu. 




                 Ama size bu akımın çok güzel bir örneğini tavsiye edeceğim. " Hansel ve Gretel Cadı Avcıları " isimli sinema filmi izlemeye değer bir gösterim. Eğer " Pamuk Prenses ve Avcı 'yı " izlediyseniz bu filmi de hemen izleyeceğinize eminim. Filmde kullanılan efektler mükemmel diyebilirim. Her sahnesi heyecan dolu. Sonu da güzel bitiyor,başı da güzel gözüküyor. 


             Aslında bu filmlerin alıcısı daha çok Avrupa pazarı. Türkiye de böyle filmlerin yapılmamasının asıl nedeni pazarı olmamasıdır. Ama bizde böyle yaparsak kendi kültürümüzü daha iyi tanıtabiliriz. Lise döneminde Şeyh Galip'in " Hüsn ü Aşk " eserini okuduğumda bunu beyaz perdeye uyarlasak kendi kültürümüzü çok iyi tanıtacağımızı düşündüm. " Pamuk Prenses ve Avcı " filmini izledikten sonra Hüsn ü Aşk'ın fantastik olarak beyaz perdeye daha uygun olduğunu söyleyebilirim. 


                       
                  Şimdi sizi " Hansel ve Gretel Cadı Avcıları " 'nın fragmanı ile baş başa bırakacağım. Bu tür fantastik filmleri seviyorsanız hemen izleyin.

 
                                           

Annem Hakkında Her Şey " All About My Mother "

                 


Merhabalar bugün size izlenmesi gereken bir kült filmden bahsedeceğim. Geçekten sinema tutkunu biri iseniz bu filmi arşivinize eklemelisiniz. Teen magazin okuyucularının çoğunun bu filmi izlediğinden eminim. Paylaşmamın nedeni izlenilmesi ve köşemde yazılması gereken bir film olmasıdır.

                        Olay öyküsünün muhteşem olduğunu belirtmeliyim. Yani bu filmi izlerken hiç sıkılmayacağınız anlamına gelir ve her sahnede sizi ayrı bir sürprizin beklediği anlamına da gelir. Ben hiç sıkılmadım, her sahnede daha çok şaşırdım. Çok sevdim filmi.

                     Size filmin aldığı ödülleri yazmak isterim, filmin başarısının ne denli büyük olduğunu anlamanız için. OSCAR ÖDÜLÜ ( En İyi Yabancı Film ) , CANNES FİLM FESTİVALİ ( En İyi Yönetmen ), ALTIN KÜRE ( En İyi Yabancı Film ), BAFTA ÖDÜLLERİ ( En İyi Yabancı Film ) , CESAR ÖDÜLLERİ ( En İyi Yabancı Film ) bu ödüller film sektöründe en prestijli ödüller malumunuz .
Bu ödülleri alan bir film zaten izlenmelidir.


               
                   Konusunun tamamını anlatmak taraftarı değilim . Sadece bir travestliden hamile kalan iyi talihsiz ayrı kadın, 17 yaşındaki tiyatro aşığı bir genç. Ve yan karakterler. Filmde Meksika'daki travestli gerçeğide vurgulanmış.



             
                  Film dram türünde ama komik sahnelerde dolu. Belki sevmediğiniz üçüncü cinse bile sevgi duyabilirsiniz. Hayata farklı bakış açısı ile bakan nadir bir yönetmenin elinden çıkmış bir film. Eğer izleyecek iseniz ki öneririm; enerjinizi ve ilginizi toplayarak filmin içine giriniz.


     
                  Son olarak film zıtlıklarla dolu hamile kalan bir rahibe, taravestliden hamile kalan iki kadın... İspanyol ve Fransa ortak yapımı bir filmdir.İyi seyirler dilerim...

                                                                            FRAGMAN




Ferzan Özpetek " Serseri Mayınlar "

     Bu hafta ikinci Ferzan Özpetek filmini paylaşacağım. Elimde değil, kendisine büyük bir sevgi taşıyorum. Hayranıyım. Hemde en sevdiğim filmini paylaşacağım. Hayatım da en çok istediğim şeylerden ikisi; Ferzan Özpetek'in bir filmi yazdığı aşamada ve çektiği aşamada yanında olmak ve Gürse Birsel'in senaryo yazdığı zaman yanında olmak . Bu iki isim beni çok heyecanlandırıyor. O kadar başarılı ve duygu yüklüler ki... 
         

                       


    Hele Ferzan özpetek'in " Serseri Mayın " isimli filmini izlerseniz ne kadar duygu yüklü biri olduğunu fark edeceksiniz. En başta şunu ifade etmeliyim ki Ferzan Özpetek Filme öyle bir giriş yapıyor ki. Ben bu sahnede kendimden geçtim . Çok güzel bir kast, çok ama çok güzel bir mekan... Çok fazla merak duygusu.. Filmin girişinde bir gelin koşarak sahil kenarında , yeşillikle dolu , sımsıcak bir eve doğru gidiyordu. Ağlayarak! Girişteki merak duygusuna bakın !


 İşte o sahneler...



                     Filmde yine Ferzan Özpetek klasiği bir konu işlenmişti. Eşcinsel temalı bir filmdi. Ancak bu sefer filmde aile bağları patlamıştı. İtalya'daki aile bağlarının nasıl olduğunu vurguluyordu. Ama filmin çekimini, konusunu , efektleri her şeyi boş verin ! Filmin inanılmaz bir rengi var.Ferzan Özpetek'in   bu filmdeki görüntüler en iyisi. 



                   Filmin en iyi kastı ailedeki babaanne ! Bu karakterin üzerine çok ayrı bir film çekebilirim. Bence Ferzan Özpetek değerlendirmeli. O kadar güzel bir yaşlı kadın yok. O kadar derin iyi bir oyuncu ki izlerken anlayacaksınız. Ayrıca bu oyuncuyu Ferzan Özpetek'in " Harem Suare " filminde de oynadı. Benim filmde en etkilendiğim ve ağladığım sahne . Şeker hastası olan bu babaannenin intiharı oldu. Ama böyle güzel intihar olamaz. Ben çok ağladım. Şeker hastası bir kadın bu. Bundan başka bir şey paylaşmak istemiyorum. İzleyin görün..
  

Babaannenin intihar sahnesi !

              
              Filmin müzikleri ayrı bir taktiri hak ediyor.Ayrıca Ferzan Özpwtwk'in Sezen Aksu takıntısı vardır. Her filminde mutlaka bir Sezan Aksu şarkısı yer alır. Hatta Sezen Aksu filmlere özel saundlar yapmaktadır.  Nina Zili & 50Milo 'nin Gioliano Palma adlı şarkısını şarkısını uzun süre dinledim. Bir dinleyin isterseniz.



Sezan Aksu - KUTLAMA -

                 

                    Filmin fragmanı sizi çekecektir zaten o nedenle tekrar tekrar izleyin demeyeceğim. :)

Ferzan Özpetek " Şahane Misafirler "

         
  Dün kendimdeki büyük bir eksikliği tamamladım. Ne yaptın ! diye sorarsanız ? Ferzan Özpetek'in izlemediğim bir filmini izledim. Ben onun çok ama çok büyük bir hayranıyım. Bütün filmlerine inanılmaz bir tutku ile bağlıyım. Ayrıca diğer herkesten onu ayırırım. 

             Bence Türkiye'yi çok iyi temsil etti. Çok güzel işler yaptı. Onun yönetmenliğinin farkındayım aslında. Beni en çok filmlerindeki görüntülerin, sahnelerin başarısı cezbediyor. Çok büyüleyici sahneler . İnsanı filmin içine alan , nefes almadan izlememizi sağlayan sahneler. Derin senaryolar , oyuncuların muhteşemliği bir yana o tablodan fırlamış görüntüler harika !

Bollywood Sineması: Life Of Pi


  Bugünkü yazımda size inanılmaz bir Hint filmi önereceğim. Kesinlikle herkesin izlemesi gereken bir film. Her zaman Hollywood  filmleri için övgüler yağdırırız. Ancak her büyük gücün karşısında alternatif bir güç bulunur. Her görüşün , gücün, duygunun, kısaca her şeyin bir zıttı vardır. Hollywood'a karşı Bollywood sinemasının eseri olan " Life Of Pi " yani Pi'nin Yaşamı izlemeye değer özel bir filmdir. Macera ve drama türünde bir film. Ancak her iki türde filmde eşit şekilde yayılmış. Hint filmlerinin ayrı bir tadı var gerçekten. Ayrıca Türkiye'de Hint filmlerine hayran bir çok arkadaşım var. Önce filmin inanılmaz sahneleri var onlardan birkaç kare paylaşmak isterim. 


                  Kesinlikle sonsuzluk hissi verilmek için okyanusun üzeri seçilmiş. Ve başarılıda olunmuş. 



       İşte film bu iki karakter üzerinden dönüyor. Pi adında 16 yaşındaki bu çocuk ile Bengal kaplanının okyanus üzerindeki yaşam savaşını beyaz perdeye yansıtıyor. Çok gerçekçi ayrıca anlatım. 



          Gece çekilen sahneler insanın yüreğine ilham veriyor. Filmde birçok ada ve canlı türü ilede yakından tanışıyoruz. 


Şuan yaşadığımız güne aktarmaya çalışınca film insani değerlerede bir çok mesaj yollamaktadır. On bir dalda Akademi Ödülüne aday olmuş ve başarısı dünyada yankı bulmuştur.Ben izlerken düşündüm, neden bizde böyle filmler çekmiyoruz. Ya da imkanlarımız çerçevesinde dünyada ses getirmiyoruz. Geleceğe umut ile bakıyorum ama böyle sıcak ve sevilen filmler bekliyorum ülkemden. Şimdi size bu muhteşem filmin fragmanı ile bırakıyorum. Bir çok kişinin izlediğini biliyorum ama izlemeyenler için şiddet ile tavsiye ediyorum. 


Son Durak (3-5)

                   
Selam , uzun zaman sonra film önerisinde bulunacağım. Gerilim ve korku filmlerini çok severiz. Hatta en çok onlar izlenir dünyada. Ama biz Türkler de farklı bir durum var. Özellikle kendi korku filmlerimizi izleyemeyiz. Çünkü, kültürümüzde en çok korktuğumuz unsurlar Türk korku filmlerinde yer edinir. Ama gerçekten korkarız hatta sinemaya gidip izlememekte ısrarlı birçok insan biliyorum.


    Ama dünyadaki korku ve gerilim filmlerini çok severek izliyoruz. Hele bazı seriler baş köşemizde duruyor. Mesela " Testere " serisini çok sevdik ülkece. Ama bugün testere değil de " Son Durak " serisini size önereceğim. Bence bu filmi yapanlar bu işi biliyorlar. Filmlerin hatta tüm serinin başından sonuna kadar sıkılmak yok. Her zaman bir aksiyon meydana geliyor. Aynı konu ancak farklı anlatım . Bence bu başarının da sırrı demek ki sevdiğim her filmde aynı konular farklı anlatılınca seviyorum. Ama size " Son Durak 3 " ve " Son Durak 5 "'i özellikle öneriyorum . Bu ikisi özellikle daha başarılı. Her film de bir grup var ve bu grup üyelerinden biri nasıl öleceklerini önceden görüyor ve izleyin bakın sonra olaylar nasıl seyir ediyor. Filmi izlerken ölüm sahnelerine inanamayacaksınız. O kadar zekice gelişiyor ki... Ve karşılarında kanlı canlı bir düşman yok. Ölümle baş etmeleri gerekiyor. Eğer gerilim ve korku seviyorsanız şiddet ile tavsiye ederim. İyi seyirler...:)
SON DURAK 3


SON DURAK 5

Ayşe Kulin Ve Başımıza Gelenler...


Yeryüzünde yüzlerce kültür var. Ben bu kültürleri dünyanın zenginliği olarak görüyorum. Hepsi birbirinden çok farklı, çok şaşırtıcı... Etnik kimlikler, gelenekler, görenekler hepsi zenginlik ve ayrı bir tat. Bu zenginlik çok güzel bir şey olmasına karşılık bazen çok can yakabiliyor. Mesela Türk-Kürt etnik kimliği gibi... Her kültürün olaylara bakış açısı farklı. Mesela; farklı kültürlerin yazarlarını düşünün, önce kendi kültürlerince anlaşılır ve sevilirler. Evrensel bir yazar olsa da, evrensel konuları işliyor olsa bile önce kendi kültüründe benimsenir.

Bugünkü yazımda bizim kültürümüzde en çok benimsediğimiz yazarımız Ayşe Kulinden bahsedeceğim. Ve Ayşe Kulin'in " Gizli Anıların Yolcu " ve " Bora'nın Kitabı" adlı eserlerinden bahsedeceğim. Ayşe Kulin 2011'in en çok kazanan ve satan yazarı oldu. Bu başarıyı " Gizli Anıların Yolcusu " adlı eseri ile kazandı. 


Ayşe Kulin " Gizli Anıların Yolcusu " kitabının devamı olan " Bora'nın Kitabı "'nı da 2012 yılında çıkardı. Nehir roman dediğimiz işi başardı Ayşe Kulin. Yani aynı konuyu birden fazla kitapta işledi. 

Gizli Anıların Yolcusu'nu okuduğum zaman çok ama çok etkilenmiştim. O kadar derin ve ayrıntılı bir araştırma yapılmış ki hayretler içinde kaldım. Kitabı okuduktan sonra Ayşe Kulin'in 

bir çok röportajını okudum. Bu kitabı gayler üzerine yazan Ayşe Kulin bunu gay hayranlarının ricası üzerine yazmış. Gay hayranları birleşip bizimle ilgili bir kitap yazmanı çok istiyoruz demişler. 

Bunun üzerine Ayşe Kulin gayler üzerine birçok kitap okumuş ve doluca araştırma yapmış. Hatta" Gizli Anıların Yolcusu " adlı kitabında 2011 de gay ikonu seçilen Hande Yener'den de bahsetmiş. Şaşırdığım nokta gay ikonu olan popüler şarkıcımız Hande Yener'in gay ikonu olduğunu çok az kişi bilir. Hatta gayle bile bilmiyorlardır. :) Bunu düşününce Ayşe Kulin'in ne kadar büyük bir araştırma yaptığını görüyoruz. 

Bu iki kitapta, Bora adında genç , doğulu bir gay ile İlhami adında evli, bir çocuğu olan, orta yaşlı bir adamın aşkından bahsedilmiş. Bu konu üzerine birçok kitap yazılmasına karşılık Ayşe Kulin'in elinden çıkınca o kadar itici gelen bu konunun kitabı milyonlar satıyor. Belki de artık marka çağındayızdır!!! 
  


  Ötekileştirme, herkesin zalimce yaptığı bir davranış. İki üniversite bitirmiş, çok entelektüel bir insan bile çocuğunun gay ya da lezbiyen olmasına tahammül edemez. Hele Türkiye'de gay olmak çok zor bir iş. Onlara yaşam alanı maalesef ki hiç yok. Hayatları cinayetler ve tehditler ile dolu. Çok az seçenekleri var. Ya ailelerinden kaçıp seks işçisi olacak ya da hayatı boyunca rol yapıp kendi kimliğini saklayacaklar. Bazen istisnalarda oluyor. 

Ayşe Kulin bu kitabı yazdığı için ve ötekilerin sesini duyurduğu için çok mutlu olduğunu belirtiyor. 


Gerçekten de seslerini duyurdu. Benim gaylere karşı bakış açım , fikrim ve duygularım değişti. Daha ılımlıyım artık. Gizli Anıların Yolcusu'nda İlhami'nin gözünden olayları ve düşünceleri görüyoruz. 420 küsurluk bir kitap. Bora'nın Kitabı'nda ise Bora'nın gözünden her şeyi görüyoruz. 299 küsurluk bir kitap . 

Bu kitaplarda aynı konu işlenmesine rağmen birbirinden çok farklı iki kitap gibi ustaca yazılmış. Her sayfa, her paragraf, her satır birbirinden farklı.

 Kitaplarda bir cinayet var ve perde arkasını tam anlamıyla iki kitabı da okuyunca çözeceksiniz. Bu iki kitap sürprizlerle dolu. Ayşe Kulin'in parmaklarından resmen sanat akmış. Bu iki kitap benim kitaplığımın baş köşesinde, sabırsızlıkla üçüncüsünü de bekliyorum. Okuyun , inanın çok seveceksiniz.

Bu yazımda sadece Ayşe Kulin'in kitaplarından bahsedecektim ama size kıyamadığım için çok güzel ama çok güzel bir film önereceğim. Josh Duhamel ile Katherıne

Heıgl'in başrolleri paylaştığı filmin adı" Başımıza Gelenler! " . Tam anlamıyla bir aile filmi.

Filmin türü romantik-komedi. Emin olabilirsiniz ki hem çok duygusal hem de çok ama çok komik bir film.

Bu filmde her şey tadında bırakılmış. Kast seçimi mükemmel oturmuş. Birbirinden nefret eden iki kişiyi kader bir araya getiriyor ve biliyorsunuz ki nefretten sonra büyük bir aşk başlıyor. Ama film benim anlattığım kadar basit değil. İsteyenlerle iddiaya girerim bu filmi bir kereden fazla izleyeceksiniz. Filmde üçüncü bir karakterimizde bir bebek. Tatlılığı ekrandan odanıza taşacak. :) Biraz gülmek ve güzel duygulara dalmak istiyorsanız buyurun " Başımıza Gelenler! "'i izleyin. Şimdi sizi fragmanla baş başa bırakıyorum. Fragmanda bile çok eğleneceksiniz. Kendinize iyi bakın görüşmek üzere... :)

Türk Edebiyatında "İskender" ve "Talihsiz Serüvenler Dizisi"


Bugün sabah çok erken uyandım, camdan dışarıya baktım. Dünya inanılmaz güzel, kuşlar ve ağaçlar olmak üzere bir harika her detay. Büyük bir nefes aldım, kuşları dinledim, güneşi ağaç yapraklarının arasından izledim. Biraz durdum ve bu güzel dünyadan bütün teknolojileri çıkarsak ne kadar güzel olur diye düşündüm. Böylece araba egzozları, fabrika bacaları ve pis atıkları, dayanılmaz gürültü kirliliği, sosyal medyanın insanlar üzerindeki olumsuz etkileri olmadan dünya daha da güzel olur diye düşündüm. Bunları düşünürken içim huzur doldu. Gerçekten teknolojinin olumsuz yönlerini düşününce ilkel insanlara özeniyorum. Bu çok derin bir konu içine dalmadan kıyısından dönelim en iyisi.

"Fareler ve İnsanlar'ın" Özelliği ve "Sucker Punch'un" Verdiği Hırs


Hayat çok hızlı, hızlıca akıp gidiyor, şelale misali...Adeta bir maraton. Sanki koca bir sistemle ilerliyor. Yavaşlayıp, soluk aldığın an sistem seni dışarıya atacak gibi. Bir gün içinde kaç duyguyu tadıyoruz. Duygudan duyguya atlıyoruz. Duygular birbirine giriyor, karışıyor. Bazen duygularımızı ifade etmekte, onlara isim koymakta zorlanıyoruz.

 Dünyada duygularını çok iyi tanıyanlar, onlara doğru isimleri koyanlar her zaman ön plana çıkıyor, dikkat çekiyor. John Steinbeck. duygu yoğunluğunu bilen, gerçekçi, sürükleyici, akıcı bir yazardır. Edebiyat alanında Amerika'nın dünyaya kazandırdığı bir kalem ustasıdır. Romanları ile dünyada raman sever insanların gönlünü çelmiştir. Bence Amerika'nın dünyaya kazandırdığı en güzel insanda John Steinbeck'tir. Bu yazımda size Steinbeck'in "Fareler ve İnsanlar" adlı eserini elimden geldiğince size anlatmaya çalışacağım. Kitabı okumadıysanız büyük bir kayıp içindesinizdir. Benim için kitaplar arasında en güzel yere sahiptir. Kitapta olaylar iki arkadaşın arasında döner. Betimlemeler ve psikolojik analizler bir kitapta bu kadar kısa ve öz, bu kadar güçlü ve ustaca yapılabilir. İki arkadaşın başına gelen talihsiz olaylar, birbirlerine duydukları sadakat ve sevgi okuyucuyu kitaba bağlıyor. Çok zor bir hayatın acılar, talihsizlikler, güçlükler içinde yaşadığı güzel ve duygusal bir aşk sığdırıyor Steinbeck. Kötü bir son bekliyor bizi. Duygusal olanlarımızın göz yaşlarına sahip olamayacağına eminim. Fareler ve İnsanların ardından John Steinbeck'in "Gazap Üzümleri" adlı eseri ile kitap okuma serüveninize devam edeceğinizden de eminim.

Bir insanı başarıya götüren en önemli olgulardan biride motive olmaktır. Başarılı olmamız için motive olmamız gerekir. Motive olmakta insanların sevdiği şeyler ile meşgul olması ile mümkündür. Mesela ben üniversiteye hazırlanırken kendimi film izlemek ile motive ederdim. Çünkü biraz başka hayatlara dalmak , onların hayatını izleyip biraz dinlenmek isterim. Aynı tadi kitaplardan da almaktayım. Bir gün yolum "Sucker Punch" adlı film ile kesişti.

Yönetmenliğini Zack Snyder'in üstlendiği Sucker Puch filmi değişik, marjinal dokusu filmin girişinde kendini belli etmektedir. Sürrealist fildir.

İnsana azim ve hırs gibi güzel duygular katmaktadır. Filmde kendimizde olan gücü fark etmemiz gerektiğini farklı bir yol, fark bir teknik ile anlatılmıştır. Filmde başrol oyuncularının kendilerinin, kendi hataları ile düştükleri çukura yine kendi güçleri ile tehlikeli aşamalardan geçerek atlatmaları anlatılmaktadır. Fantastik bir film olmasına rağmen verilen mesaj çağımıza çok uygundur. Benim aldığım mesaj: başarmak için, mutlu olmak için aradığımız güç içimizde, rahat olmalıyız ve çalışmalıyız, başarı bizim avuçlarımızın içerisinde... Yönetmenin amacı insanları uyandırmak olmalı. Şahsen beni uyandırdığını söyleyebilirim. Filmin müzikleri inanılmaz güzel ve dinlenme oranları oldukça yüksek. Görüntü, ses, efekt, montaj ve kurgu inanılmaz teknolojilerden ve ellerden çıkmıştır. 

Öneri:"BABEL" İzle İzlet


Babel, Meksika'lı yönetmen Alejandro González Iñárritu'nun 2006 yılında çektiği filmidir.Oyuncuları Brad Pitt, Cate Blanchett, Gael Garcia Bernal, Adriana Barraza'dır.

Film dört farklı hayatı, kültürü, insanı, konuyu, mekanı aynı zaman dilimi içerisinde birleştiriyor.Bu dört farklı hayat birbirinden oldukça farklı olmasına rağmen zeki yönetmenimiz bu farklı hayatları ortak bir noktada birleştiriyor.İzlediğim zaman hayran kaldım. Bu filmi herkesle paylaşmam gerektiğini anladım.Bu filmi çekmek bence büyük bir zeka ve bilgi birikimi gerektirir.Filmin coğrafyası oldukça geniş; Fas'tan, Meksika'ya, Amerika'dan , Japonya'ya kadar uzanır. Sanki film izlemiyoruz da dünya turu yapıyormuşuz gibi hissediyorsunuz.


Aslında olay örgüsü çok zor değil. Filmin sonuna kadar gizemini korumaktadır. Şahsen benim filmin başından beri düşüncem bu 4 farklı hayat kesitlerini nerede, ne şekilde birleşeceği konusundaki merakımdı. Sonu ise şaşırtıcı bir şekilde bitiyor. Bizleri mutlu son bekliyor.Tamamını anlatmak taraftarı değilim. Dileğim filmi izlemeniz yönündedir.Filmde bütün dünyayı kapsayan bir soruna farklı bir ustalık ile yaklaşılmış.İşitme engelli Japon bir kız var. Yönetmen kendimizi o kızın yerine koymamız için harika bir yöntem kullanmış.Gerçekten ben o duyguya girdim. Hepimizin işaret dili üzerinde eğitim almamız gerektiği konusunda bilinçlendim. Duygu yoğunluğu yaşadım.Aslında filmin başından beri duygudan duyguya atladım. Kültürler arası farklar belirgin bir şekilde ortaya konulmuş. Ama asıl mesaj çok farklı kültürler, etnik kimlikler, dinler, diller, hayatlar olsa da insan özünün iyi olduğudur. Vicdanın önemi vurgulanmıştır.

Görüntü ve ses kalitesinin üst düzey olduğunu ve yönetmenin kalıplaşmış çekim planlarından yararlanmadığını gözlemledim. Kendi çizgisi olan bir yönetmen olduğundan eminim. Brad Pitt'in şansı mıdır nedir? Her zaman kült olacak, fark yaratacak filmler de oynuyor.Keza "Fight Club"bu filmlerden biridir. Uzun lafın kısası eğer vakit harcamaya değer bir film izlemek isterseniz size gönül rahatlığıyla Babel'i öneririm.Ve sizi Babel 'in fragmanı ile baş başa bırakıyorum. Görüşmek üzere mutluluklar dilerim.


Copyright © 2013 Sinedünya and Blogger Templates - Anime OST.